Dua; bir çağrı, bir yakarış ve küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, dünyadan ve dünyalılardan gökler ötesine bir yöneliş, bir istekbir niyaz ve bir iç dökmedir.
"Mü'minin en önemli güç kaynağı ve sığınağı 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (güç ve kuvvet, sadece Yüce ve büyük olan Allah'ın yardımıyla elde edilir.) inancı ve ikrarıdır. Bu inanç ve ikrar, Azîz u Kahhâr olan Allah'ın kuvvetini, kudretini itirafın ifadesidir. Öyle bir güç kaynağına dayanmayınca müminlerin hiçbir problemle başa çıkabilmeleri mümkün değildir."
Dua eden, kendi küçüklüğünün ve yüce yaratıcının büyüklüğünün şuurunda olarak, alabildiğine bir tevazu içinde ve istediklerine cevap verileceği inancıyla el açıp yakarışa geçer. Böyle bir yönelişle mümin, ümit ve arzu ettiği şeyleri elde etme yoluna girdiği gibi, korkup endişe duyduğu şeylere karşı da en sağlam bir güç kaynağına dayanmış ve en muhkem bir kaleye sığınmış bulunur
Dua, Hakk'ın tükenmez hazinelerinin sırlı bir anahtarı; fakir, yoksul ve kalbi kırıkların dayanak noktası ve alabildiğine bir çaresizlik içinde kıvranıp duranların da en güvenilir bir sığınağıdır. Bu sığınağa adım atan, o sihirli anahtarı elde etmiş sayılır; O'nun güç ve kuvvetine sığınan fakir, miskin, âciz ve muhtaçlar da umduklarını elde etmiş olurlar.
Dua, ruhun gıdasıdır, bedenin sağlığını koruyabilmek için sürekli değişik besinlerle takviye edildiği gibi, ruha da bu gıda kesintisiz verilmelidir.
Dua, sebep ve vasıtaları aşarak, hem Allah'ın kudretine güveni, hem de beşerî zaafı ilândır
Her hâlimizde O'na yönelmek, O'na el açmak, dert ve elemlerimizi O'na açmak hem bir mazhariyet ve ilk ilahi ihsan, hem de Hakk'ın cevabî teveccühleri adına atılmış önemli bir ilk adımdır.
İhlasla yapılan bir kulluk görevini ifade etmesi açısından dua, çok namaz kılmaktan, çok oruç tutmaktan daha önemli bir ibadettir. Çünkü dua, sebepleri ve şartları göz önünde bulundurulmadan, Sebeplerin yaratıcısı olan yüce Allah'tan tasavvurları aşan ve sebep sonuç ilişkisine göre mümkün olmayan şeyleri isteme demektir.
Günümüzde, genel anlamda tüm Müslümanlar, özellikle millet olarak bizler; bizi biz yapan temel dinamiklerimizden ve manevi değerlerimizden uzaklaştık
Uzaklaştığımız bu dinamiklerden ve değer yargılarından birisi de Yüce yaratıcımız Rabbimizle münasebetimizde önemli bir vesile olan dua etmeyi terk etmek oldu
İmanın zevkine ermiş ve ibadette hassaslaşmış ruhlar, kat'iyen duada kusur etmezler. Aksine böyleleri, ibadeti varlıklarının gayesi gibi duyar ve duaya da fevkalâde önem verirler. Maddî-manevî sebeplere riayetin yanında gönüllerini Rabblerine açıp yalvarmayı, O'na yakınlık arayışının sesi-soluğu gibi değerlendirir ve dualarını bir ümit nağmesi gibi seslendirirler.
Dua; bir çağrı, bir yakarış ve küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, dünyadan ve dünyalılardan gökler ötesine bir yöneliş, bir istekbir niyaz ve bir iç dökmedir.
"Mü'minin en önemli güç kaynağı ve sığınağı 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (güç ve kuvvet, sadece Yüce ve büyük olan Allah'ın yardımıyla elde edilir.) inancı ve ikrarıdır. Bu inanç ve ikrar, Azîz u Kahhâr olan Allah'ın kuvvetini, kudretini itirafın ifadesidir. Öyle bir güç kaynağına dayanmayınca müminlerin hiçbir problemle başa çıkabilmeleri mümkün değildir."
Dua eden, kendi küçüklüğünün ve yüce yaratıcının büyüklüğünün şuurunda olarak, alabildiğine bir tevazu içinde ve istediklerine cevap verileceği inancıyla el açıp yakarışa geçer. Böyle bir yönelişle mümin, ümit ve arzu ettiği şeyleri elde etme yoluna girdiği gibi, korkup endişe duyduğu şeylere karşı da en sağlam bir güç kaynağına dayanmış ve en muhkem bir kaleye sığınmış bulunur
Dua, Hakk'ın tükenmez hazinelerinin sırlı bir anahtarı; fakir, yoksul ve kalbi kırıkların dayanak noktası ve alabildiğine bir çaresizlik içinde kıvranıp duranların da en güvenilir bir sığınağıdır. Bu sığınağa adım atan, o sihirli anahtarı elde etmiş sayılır; O'nun güç ve kuvvetine sığınan fakir, miskin, âciz ve muhtaçlar da umduklarını elde etmiş olurlar.
Dua, ruhun gıdasıdır, bedenin sağlığını koruyabilmek için sürekli değişik besinlerle takviye edildiği gibi, ruha da bu gıda kesintisiz verilmelidir.
Dua, sebep ve vasıtaları aşarak, hem Allah'ın kudretine güveni, hem de beşerî zaafı ilândır
Her hâlimizde O'na yönelmek, O'na el açmak, dert ve elemlerimizi O'na açmak hem bir mazhariyet ve ilk ilahi ihsan, hem de Hakk'ın cevabî teveccühleri adına atılmış önemli bir ilk adımdır.
İhlasla yapılan bir kulluk görevini ifade etmesi açısından dua, çok namaz kılmaktan, çok oruç tutmaktan daha önemli bir ibadettir. Çünkü dua, sebepleri ve şartları göz önünde bulundurulmadan, Sebeplerin yaratıcısı olan yüce Allah'tan tasavvurları aşan ve sebep sonuç ilişkisine göre mümkün olmayan şeyleri isteme demektir.
Günümüzde, genel anlamda tüm Müslümanlar, özellikle millet olarak bizler; bizi biz yapan temel dinamiklerimizden ve manevi değerlerimizden uzaklaştık
Uzaklaştığımız bu dinamiklerden ve değer yargılarından birisi de Yüce yaratıcımız Rabbimizle münasebetimizde önemli bir vesile olan dua etmeyi terk etmek oldu
İmanın zevkine ermiş ve ibadette hassaslaşmış ruhlar, kat'iyen duada kusur etmezler. Aksine böyleleri, ibadeti varlıklarının gayesi gibi duyar ve duaya da fevkalâde önem verirler. Maddî-manevî sebeplere riayetin yanında gönüllerini Rabblerine açıp yalvarmayı, O'na yakınlık arayışının sesi-soluğu gibi değerlendirir ve dualarını bir ümit nağmesi gibi seslendirirler.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 220,43 | 220,43 |
| 2 | 114,62 | 229,25 |
| 3 | 79,35 | 238,06 |
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 220,43 | 220,43 |
| 2 | 114,62 | 229,25 |
| 3 | 79,35 | 238,06 |