Tarih, kimi zaman bir takvim yaprağının sessizce çevrilmesiyle ilerler; kimi zaman ise bir insanın kalbinde başlayan yangınla yazılır. Bu eser, işte o yangının izini sürüyor. Bir milletin kaderine dokunan, bir coğrafyanın kaderini değiştiren ve en nihayetinde adını sadece bir lider olarak değil, bir "dava" olarak tarihe kazıyan bir şahsiyetin hikâyesini anlatıyor: Seyyid Hasan Nasrullah.
Bu kitap, sıradan bir biyografi değildir. Bu satırlarda bir insanın hayatından çok daha fazlası vardır. Burada; inançla yoğrulmuş bir irade, kayıplarla keskinleşmiş bir bilinç ve zulme karşı direnişle anlam kazanmış bir ömür anlatılmaktadır. Okuyucu, daha ilk sayfalardan itibaren kendini "sisli bir yol"un içinde bulur. Nitekim eserin girişinde dile getirilen o derin sarsıntı, bu yolculuğun ruhunu ele verir: "Seyyid'in şehadeti… boğazımızda düğümlenecek taze bir acı bıraktı bize." Bu cümle, yalnızca bir vedayı değil; aynı zamanda bir mirası, bir sorumluluğu ve bir devamlılığı da işaret eder.
Eser boyunca karşımıza çıkan sahneler, yalnızca tarihsel anların yeniden kurulumu değildir; aynı zamanda bir zihnin ve bir vicdanın inşa sürecidir. Dört metrekarelik bir odada, bir televizyonun soğuk ışığı altında söylenen şu söz, aslında bir dönemin kırılma anıdır: "Anlaşma mı? Barış mı? Üstelik can düşmanımızla…" Bu itiraz, bir politik duruşun ötesinde; bir varoluş biçiminin ilanıdır; çünkü bu anlatıda barış, her zaman adaletle sınanır, uzlaşma ise onurla tartılır.
Tarih, kimi zaman bir takvim yaprağının sessizce çevrilmesiyle ilerler; kimi zaman ise bir insanın kalbinde başlayan yangınla yazılır. Bu eser, işte o yangının izini sürüyor. Bir milletin kaderine dokunan, bir coğrafyanın kaderini değiştiren ve en nihayetinde adını sadece bir lider olarak değil, bir "dava" olarak tarihe kazıyan bir şahsiyetin hikâyesini anlatıyor: Seyyid Hasan Nasrullah.
Bu kitap, sıradan bir biyografi değildir. Bu satırlarda bir insanın hayatından çok daha fazlası vardır. Burada; inançla yoğrulmuş bir irade, kayıplarla keskinleşmiş bir bilinç ve zulme karşı direnişle anlam kazanmış bir ömür anlatılmaktadır. Okuyucu, daha ilk sayfalardan itibaren kendini "sisli bir yol"un içinde bulur. Nitekim eserin girişinde dile getirilen o derin sarsıntı, bu yolculuğun ruhunu ele verir: "Seyyid'in şehadeti… boğazımızda düğümlenecek taze bir acı bıraktı bize." Bu cümle, yalnızca bir vedayı değil; aynı zamanda bir mirası, bir sorumluluğu ve bir devamlılığı da işaret eder.
Eser boyunca karşımıza çıkan sahneler, yalnızca tarihsel anların yeniden kurulumu değildir; aynı zamanda bir zihnin ve bir vicdanın inşa sürecidir. Dört metrekarelik bir odada, bir televizyonun soğuk ışığı altında söylenen şu söz, aslında bir dönemin kırılma anıdır: "Anlaşma mı? Barış mı? Üstelik can düşmanımızla…" Bu itiraz, bir politik duruşun ötesinde; bir varoluş biçiminin ilanıdır; çünkü bu anlatıda barış, her zaman adaletle sınanır, uzlaşma ise onurla tartılır.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 199,80 | 199,80 |
| 2 | 103,90 | 207,79 |
| 3 | 71,93 | 215,78 |
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 199,80 | 199,80 |
| 2 | 103,90 | 207,79 |
| 3 | 71,93 | 215,78 |