Modern dünya, "durmak için koşmak zorunda olduğumuz" paradoksal bir hızın esiri mi? Batı dünyası; ekonomik büyümeyi, teknolojik ilerlemeyi ve kurumsal sürdürülebilirliği birer "ivmesel durağanlık" içinde mi yaşıyor? Çağdaş sosyal teorinin en önemli isimlerinden Hartmut Rosa, bu eserinde modernitenin en büyük krizini teşhis ediyor: Dünyanın "sessizleşmesi". Rosa'ya göre bizler, yapılacaklar listeleri ve performans baskıları altında dünyayla "saldırgan bir ilişki" kurarken aslında en temel varoluşsal ihtiyacımızdan, yani Rezonans'tan uzaklaşıyoruz. Dünyayı kontrol etme, ele geçirme, rasyonelleştirme arzusu, ne yazık ki ruhumuzu besleyen o canlı "yanıt ilişkisini" koparıyor.
Hartmut Rosa'ya göre demokrasi, sadece herkesin konuşabildiği bir sistem değil, aynı zamanda herkesin birbirini" işitebildiği "kulak/karşılık verebildiği kalp meselesidir. Rosa; siyasetin teknikleştiği, kutuplaşmanın arttığı, "ötekinin" susturulmak istendiği bu çağda, dinin sunduğu o kadim rezonans kapasitesine dikkat çekiyor.
Din, bize dünyanın sadece hükmedilecek bir nesne olmadığını, bize seslendiğini hatırlatıyor. Bizim de din ile dünyaya, dönüşerek yanıt vermemiz gereken bir "anlam ufku" bulunduğunu hatırlatıyor.
Bu kitap; demokrasinin hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu manevî enerjinin, Batı'nın ilerleme hırsıyla kaybettiği "anlam" ve "çağrıya açıklık" ilkesinde gizlendiğini savunan sarsıcı bir çağrıdır.
"Çünkü rezonans, yeninin ortaya çıktığı yerdir ve o, kontrol edilemez bir mucizedir."
Modern dünya, "durmak için koşmak zorunda olduğumuz" paradoksal bir hızın esiri mi? Batı dünyası; ekonomik büyümeyi, teknolojik ilerlemeyi ve kurumsal sürdürülebilirliği birer "ivmesel durağanlık" içinde mi yaşıyor? Çağdaş sosyal teorinin en önemli isimlerinden Hartmut Rosa, bu eserinde modernitenin en büyük krizini teşhis ediyor: Dünyanın "sessizleşmesi". Rosa'ya göre bizler, yapılacaklar listeleri ve performans baskıları altında dünyayla "saldırgan bir ilişki" kurarken aslında en temel varoluşsal ihtiyacımızdan, yani Rezonans'tan uzaklaşıyoruz. Dünyayı kontrol etme, ele geçirme, rasyonelleştirme arzusu, ne yazık ki ruhumuzu besleyen o canlı "yanıt ilişkisini" koparıyor.
Hartmut Rosa'ya göre demokrasi, sadece herkesin konuşabildiği bir sistem değil, aynı zamanda herkesin birbirini" işitebildiği "kulak/karşılık verebildiği kalp meselesidir. Rosa; siyasetin teknikleştiği, kutuplaşmanın arttığı, "ötekinin" susturulmak istendiği bu çağda, dinin sunduğu o kadim rezonans kapasitesine dikkat çekiyor.
Din, bize dünyanın sadece hükmedilecek bir nesne olmadığını, bize seslendiğini hatırlatıyor. Bizim de din ile dünyaya, dönüşerek yanıt vermemiz gereken bir "anlam ufku" bulunduğunu hatırlatıyor.
Bu kitap; demokrasinin hayatta kalması için ihtiyaç duyduğu manevî enerjinin, Batı'nın ilerleme hırsıyla kaybettiği "anlam" ve "çağrıya açıklık" ilkesinde gizlendiğini savunan sarsıcı bir çağrıdır.
"Çünkü rezonans, yeninin ortaya çıktığı yerdir ve o, kontrol edilemez bir mucizedir."
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 197,50 | 197,50 |
| 2 | 102,70 | 205,40 |
| 3 | 71,10 | 213,30 |
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 197,50 | 197,50 |
| 2 | 102,70 | 205,40 |
| 3 | 71,10 | 213,30 |