Bu kitap Silivri Cezaevi'nde yazıldı: göğün altında, yukarıdan bakınca ağzı açık kibrit kutularına benzeyen koğuşların birinde; kuşların ve mahpusların arasında. Bitmeyen özlemin, sürekli demlenen kardeşliğin öyküsüdür "Kardeşim Boro".
Göç üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Ercüment Akdeniz, bu kez demir parmaklıklar arasında özgün bir göç rotasının izini sürüyor. Bugüne kadar Türkiye'ye gelen göçmenleri anlatan yazarımız, bu kitapta Anadolu'nun son 60 yılına uzanan iç göç hikâyelerine odaklanıyor. Üstelik bunu kendi kardeşinin hayat hikâyesini merkeze alarak; edebiyat, sosyoloji ve gazetecilik disiplinlerini iç içe geçirerek yapıyor.
Onun çizdiği rota üzerinde Varto, Malatya, İskenderun ve İstanbul var. Depremler, kırımlar, yokluklar, siyasi çalkantı ve darbeler bu rotayı göç kollarıyla dolduruyor. Her bir durakta; mücellitlerin, entertipçilerin, matbaa, inşaat ve demir çelik işçilerinin, çorap ve konfeksiyon emekçilerinin yaşadığı sömürü çıplak halde anlatılıyor.
Kitabın arka planında, yakın siyasi tarihimize ait toplumsal mücadeleler, baskı ve işkenceler, siyasi mültecilik ve sürgünler de yer alıyor. Böylece İstanbul, Bükreş ve Bremen hattı yurdundan edilen yurttaşların yeni rotası haline geliyor: "Ya sev ya terk et" denen yurttaşların! Kanatlarını göçte bırakanların.
***
İşte şimdi Kardeşim Boro'nun hikâyesi başlıyor:
"Ve fark ettim ki onu, kardeşim Boro'yu anlatmak kendi çocukluğuma ayna tutmakla mümkün olabilirmiş. Bu kitabı onunla, zamanın farklı bir anında ama aynı durağında, bir cezaevi ortamında yazacağımı elbette bilemezdim…"
Bu kitap Silivri Cezaevi'nde yazıldı: göğün altında, yukarıdan bakınca ağzı açık kibrit kutularına benzeyen koğuşların birinde; kuşların ve mahpusların arasında. Bitmeyen özlemin, sürekli demlenen kardeşliğin öyküsüdür "Kardeşim Boro".
Göç üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Ercüment Akdeniz, bu kez demir parmaklıklar arasında özgün bir göç rotasının izini sürüyor. Bugüne kadar Türkiye'ye gelen göçmenleri anlatan yazarımız, bu kitapta Anadolu'nun son 60 yılına uzanan iç göç hikâyelerine odaklanıyor. Üstelik bunu kendi kardeşinin hayat hikâyesini merkeze alarak; edebiyat, sosyoloji ve gazetecilik disiplinlerini iç içe geçirerek yapıyor.
Onun çizdiği rota üzerinde Varto, Malatya, İskenderun ve İstanbul var. Depremler, kırımlar, yokluklar, siyasi çalkantı ve darbeler bu rotayı göç kollarıyla dolduruyor. Her bir durakta; mücellitlerin, entertipçilerin, matbaa, inşaat ve demir çelik işçilerinin, çorap ve konfeksiyon emekçilerinin yaşadığı sömürü çıplak halde anlatılıyor.
Kitabın arka planında, yakın siyasi tarihimize ait toplumsal mücadeleler, baskı ve işkenceler, siyasi mültecilik ve sürgünler de yer alıyor. Böylece İstanbul, Bükreş ve Bremen hattı yurdundan edilen yurttaşların yeni rotası haline geliyor: "Ya sev ya terk et" denen yurttaşların! Kanatlarını göçte bırakanların.
***
İşte şimdi Kardeşim Boro'nun hikâyesi başlıyor:
"Ve fark ettim ki onu, kardeşim Boro'yu anlatmak kendi çocukluğuma ayna tutmakla mümkün olabilirmiş. Bu kitabı onunla, zamanın farklı bir anında ama aynı durağında, bir cezaevi ortamında yazacağımı elbette bilemezdim…"
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 246,40 | 246,40 |
| 2 | 128,13 | 256,26 |
| 3 | 88,70 | 266,11 |
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 246,40 | 246,40 |
| 2 | 128,13 | 256,26 |
| 3 | 88,70 | 266,11 |