Bu kitapta, kökleri sevgiyle sulanmış zeytin ağaçlarının gölgesinde oynayan, cömert portakal ağaçlarının altında hayal kuran çocuklar var. Yedi kaynaktan su doldurmak, su kenarında dilekler tutmak için akşamdan sözleşen genç kızlar; mahalledeki teyzeler, nineler var. Bilgelik üzerine kurulu sıcak anıların arasında, kesilen her dal için yüreğe dikilen bir fidan; tohumdan ağaca, acıdan şifaya uzanan bir yol var. Öykülerdeki sözcükler ipe dizilen narçiçekleri kadar narin, cesur yürekli orman perileri kadar gözü pek duygularla örülü.
Bu kitap, sadece şiir gibi öykülerle değil; Antakya'nın binlerce yıllık kültürel nefesiyle yoğruluyor. Öykülerde duyacağınız sesler, medeniyetlerin harman olduğu, farklı dil ve inançların aynı sofrada buluştuğu, bereketin ve dayanışmanın kadim topraklarından geliyor. Bu öykülerle Antakya'da insanın, sadece toprağı değil, umudu da ektiğini göreceksiniz.
Sibel Öğretmen, yağmurun coşkusunu, denizin dinginliğini, yeşillenen tohumun müjdesini bu toprakların kültürel ikliminde harmanlayıp, her biri "armağan gibi" olan öykülere dönüştürüyor. Bugün, tam da böyle bir umuda, tam da böyle bir armağana ihtiyacımız var.
Sibel Ulu Aşkar, öykülerini anlatmaya başlarken, "Tarihin elinde tuttuğu başak, elden ele dolaşıp çoğalmalıydı ve sahibine ulaşmalıydı," demiş ve o başağı sahibine emanet etmiş: Çocuklara. Daha şimdiden kitabın şiir gibi diliyle ve okuyan her çocuğun kitapta kendisine ayrılan bölüme bezediği renklerle, başağın filizlendiğini, büyüdüğünü görüyorum. Başak, umuda; umut, tohuma; tohum ise yepyeni bir ormana dönüşecek. Tıpkı anka kuşu gibi, tıpkı güzel Antakya gibi...
Prof. Dr. Şerife Yalçınkaya
Bu kitapta, kökleri sevgiyle sulanmış zeytin ağaçlarının gölgesinde oynayan, cömert portakal ağaçlarının altında hayal kuran çocuklar var. Yedi kaynaktan su doldurmak, su kenarında dilekler tutmak için akşamdan sözleşen genç kızlar; mahalledeki teyzeler, nineler var. Bilgelik üzerine kurulu sıcak anıların arasında, kesilen her dal için yüreğe dikilen bir fidan; tohumdan ağaca, acıdan şifaya uzanan bir yol var. Öykülerdeki sözcükler ipe dizilen narçiçekleri kadar narin, cesur yürekli orman perileri kadar gözü pek duygularla örülü.
Bu kitap, sadece şiir gibi öykülerle değil; Antakya'nın binlerce yıllık kültürel nefesiyle yoğruluyor. Öykülerde duyacağınız sesler, medeniyetlerin harman olduğu, farklı dil ve inançların aynı sofrada buluştuğu, bereketin ve dayanışmanın kadim topraklarından geliyor. Bu öykülerle Antakya'da insanın, sadece toprağı değil, umudu da ektiğini göreceksiniz.
Sibel Öğretmen, yağmurun coşkusunu, denizin dinginliğini, yeşillenen tohumun müjdesini bu toprakların kültürel ikliminde harmanlayıp, her biri "armağan gibi" olan öykülere dönüştürüyor. Bugün, tam da böyle bir umuda, tam da böyle bir armağana ihtiyacımız var.
Sibel Ulu Aşkar, öykülerini anlatmaya başlarken, "Tarihin elinde tuttuğu başak, elden ele dolaşıp çoğalmalıydı ve sahibine ulaşmalıydı," demiş ve o başağı sahibine emanet etmiş: Çocuklara. Daha şimdiden kitabın şiir gibi diliyle ve okuyan her çocuğun kitapta kendisine ayrılan bölüme bezediği renklerle, başağın filizlendiğini, büyüdüğünü görüyorum. Başak, umuda; umut, tohuma; tohum ise yepyeni bir ormana dönüşecek. Tıpkı anka kuşu gibi, tıpkı güzel Antakya gibi...
Prof. Dr. Şerife Yalçınkaya
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 197,50 | 197,50 |
| 2 | 102,70 | 205,40 |
| 3 | 71,10 | 213,30 |
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 197,50 | 197,50 |
| 2 | 102,70 | 205,40 |
| 3 | 71,10 | 213,30 |