Sevgili Türk Edebiyatı okurları,
Bu ayki sayımızda, ömrünü Türk diline, Türk kültürüne ve milliyetçi nesillerin yetişmesine vakfetmiş büyük âlim, fikir ve dava adamı Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu'nu, ebedî âleme irtihalinin 30. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Hayatını âdeta bir ülkü hâline getiren bu abidevi şahsiyeti; ilmiyle, mücadelesiyle, insani vasıflarıyla ve o tavizsiz Türk milliyetçisi duruşuyla çok yönlü bir şekilde ele almaya çalıştık.
Dosyadaki ilk yazının müellifi M. Metin Karaörs, Hacıeminoğlu'nun asistanlık yıllarından itibaren o vakur duruşunu ve ülkücü gençliğe verdiği ilhamı, hatıralarla harmanlayarak anlatıyor. M. Mehdi Ergüzel, Hacıeminoğlu'nun otobiyografik izler taşıyan hatıra-hikâyelerini ele alarak o çileli fakat ümitvar neslin millî romantizmini ve idealizmini tahlil ediyor. Vahit Türk, Hacıeminoğlunun Milliyetçilik, Ülkücülük, Aydınlar eseri ekseninde onun milliyetçilik anlayışını irdelerken bu fikrin bir düşmanlık değil, tam aksine derin bir tarih ve kültür şuuruna dayanan kutlu bir sevda olduğunu göz önüne seriyor. Cevdet Şanlı, hocamızın o sert ve ilkeli mizacının ardında yatan derya gönlünü, insan sevgisini ve "yaradılanı hoş gör" düsturuyla öğrencilerine nasıl kol kanat gerdiğini samimi bir dille kaleme alıyor. Suat Ungan, aydınlarımızın Batı taklitçiliğine ve kültür emperyalizmine karşı Hacıeminoğlunun yükselttiği o gür sesi ve milletimize bir kurtuluş reçetesi olarak sunduğu "Milliyetçi Eğitim Sistemi"ni okurlarımızın dikkatine sunuyor. Yüksel Topaloğlu, Hacıeminoğlunun kırk yıllık yazı hayatını, ilmî ve fikrî eserlerini titiz bir istatistiki çalışmayla değerlendirirken onun ne denli velut bir kalem olduğunu ortaya koyuyor. Murat Ceritoğlu ise Kutbun Hüsrev ü Şirininden Karahanlı ve Harezm Türkçesi gramerlerine kadar, Hacıeminoğlu'nun Türk diline kazandırdığı ilmî eserleri inceliyor. Mustafa Argunşah ise hocanın Türkçenin Karanlık Günleri adlı eseri ile ilgili düşünücelerini dile getiriyor.
İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bugünlerde, musikimizin Harput'tan yükselen gür sesi, usta sanatçımız Esat Kabaklı ile bir söyleşi de yaptık. Musikimizin yiğit sesi Esat Kabaklı ile son bestesi olan ve bugünlerde yayınlanan Fetih Müjdesi üzerine konuştuk. Dosyadan bağımsız yazılarımıza geçerken küçük ama elzem bir düzeltme yapmak istiyorum. Geçtiğimiz aylarda Eda Gül Roidi'nin dijital çağın sınırlarını Erasmus'un Deliliğe Övgü'sü üzerinden eleştirdiği "Her Çağın Aynı Delisi" başlıklı kıymetli yazısını, sehven başka bir isimle yayımladığımız için kendisinden özür diliyor, söz konusu yazıyı kendi ismiyle yeniden yayımlıyoruz. Bu sayımızda ayrıca Bâki Asiltürk, belagat ve bilginin eşsiz bir sentezini sunan Birol Emil Hoca'yı anlatıyor, onun portresini derin çizgilerle resmediyor. Tarık Özcan, şairin imgelerinin nasıl anonimleştiğini ve cemiyetin ortak sesine dönüştüğünü "Şairin muhatabı yoktur, muhatapları vardır." diyerek irdeliyor. Şerif Aydemir, çağımız insanının, başkalarının acılarına nasıl sağırlaştığını ve vicdan muhasebesini sarsıcı bir dille anlatırken ocakta küllenen ateşi harlamaya devam ediyor. İsmet Kırpınar, Erenköy'ün eski köşkleri, kentsel dönüşüme kurban giden ağaçları ve bu değişime direnen kargaları üzerinden, İstanbul'un kaybolan güzelliklerine dair bir panorama sunuyor. Sema Uğurcan ise İngiliz yazar A. S. Byatt'ın Bir Biyografi Yazarının Öyküsü adlı postmodern romanının çok katmanlı ve parçalı yapısını ustalıkla tahlil ediyor. Kemal Deniz ise "Sarıkız" adlı hikâyesiyle bir efsaneye kapı aralıyor.
Kitaplık bölümümüz bu ay da dopdolu. Herkese iyi okumalar dileriz…
İmdat Avşar
Türk Edebiyatı Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni
Sevgili Türk Edebiyatı okurları,
Bu ayki sayımızda, ömrünü Türk diline, Türk kültürüne ve milliyetçi nesillerin yetişmesine vakfetmiş büyük âlim, fikir ve dava adamı Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu'nu, ebedî âleme irtihalinin 30. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Hayatını âdeta bir ülkü hâline getiren bu abidevi şahsiyeti; ilmiyle, mücadelesiyle, insani vasıflarıyla ve o tavizsiz Türk milliyetçisi duruşuyla çok yönlü bir şekilde ele almaya çalıştık.
Dosyadaki ilk yazının müellifi M. Metin Karaörs, Hacıeminoğlu'nun asistanlık yıllarından itibaren o vakur duruşunu ve ülkücü gençliğe verdiği ilhamı, hatıralarla harmanlayarak anlatıyor. M. Mehdi Ergüzel, Hacıeminoğlu'nun otobiyografik izler taşıyan hatıra-hikâyelerini ele alarak o çileli fakat ümitvar neslin millî romantizmini ve idealizmini tahlil ediyor. Vahit Türk, Hacıeminoğlunun Milliyetçilik, Ülkücülük, Aydınlar eseri ekseninde onun milliyetçilik anlayışını irdelerken bu fikrin bir düşmanlık değil, tam aksine derin bir tarih ve kültür şuuruna dayanan kutlu bir sevda olduğunu göz önüne seriyor. Cevdet Şanlı, hocamızın o sert ve ilkeli mizacının ardında yatan derya gönlünü, insan sevgisini ve "yaradılanı hoş gör" düsturuyla öğrencilerine nasıl kol kanat gerdiğini samimi bir dille kaleme alıyor. Suat Ungan, aydınlarımızın Batı taklitçiliğine ve kültür emperyalizmine karşı Hacıeminoğlunun yükselttiği o gür sesi ve milletimize bir kurtuluş reçetesi olarak sunduğu "Milliyetçi Eğitim Sistemi"ni okurlarımızın dikkatine sunuyor. Yüksel Topaloğlu, Hacıeminoğlunun kırk yıllık yazı hayatını, ilmî ve fikrî eserlerini titiz bir istatistiki çalışmayla değerlendirirken onun ne denli velut bir kalem olduğunu ortaya koyuyor. Murat Ceritoğlu ise Kutbun Hüsrev ü Şirininden Karahanlı ve Harezm Türkçesi gramerlerine kadar, Hacıeminoğlu'nun Türk diline kazandırdığı ilmî eserleri inceliyor. Mustafa Argunşah ise hocanın Türkçenin Karanlık Günleri adlı eseri ile ilgili düşünücelerini dile getiriyor.
İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bugünlerde, musikimizin Harput'tan yükselen gür sesi, usta sanatçımız Esat Kabaklı ile bir söyleşi de yaptık. Musikimizin yiğit sesi Esat Kabaklı ile son bestesi olan ve bugünlerde yayınlanan Fetih Müjdesi üzerine konuştuk. Dosyadan bağımsız yazılarımıza geçerken küçük ama elzem bir düzeltme yapmak istiyorum. Geçtiğimiz aylarda Eda Gül Roidi'nin dijital çağın sınırlarını Erasmus'un Deliliğe Övgü'sü üzerinden eleştirdiği "Her Çağın Aynı Delisi" başlıklı kıymetli yazısını, sehven başka bir isimle yayımladığımız için kendisinden özür diliyor, söz konusu yazıyı kendi ismiyle yeniden yayımlıyoruz. Bu sayımızda ayrıca Bâki Asiltürk, belagat ve bilginin eşsiz bir sentezini sunan Birol Emil Hoca'yı anlatıyor, onun portresini derin çizgilerle resmediyor. Tarık Özcan, şairin imgelerinin nasıl anonimleştiğini ve cemiyetin ortak sesine dönüştüğünü "Şairin muhatabı yoktur, muhatapları vardır." diyerek irdeliyor. Şerif Aydemir, çağımız insanının, başkalarının acılarına nasıl sağırlaştığını ve vicdan muhasebesini sarsıcı bir dille anlatırken ocakta küllenen ateşi harlamaya devam ediyor. İsmet Kırpınar, Erenköy'ün eski köşkleri, kentsel dönüşüme kurban giden ağaçları ve bu değişime direnen kargaları üzerinden, İstanbul'un kaybolan güzelliklerine dair bir panorama sunuyor. Sema Uğurcan ise İngiliz yazar A. S. Byatt'ın Bir Biyografi Yazarının Öyküsü adlı postmodern romanının çok katmanlı ve parçalı yapısını ustalıkla tahlil ediyor. Kemal Deniz ise "Sarıkız" adlı hikâyesiyle bir efsaneye kapı aralıyor.
Kitaplık bölümümüz bu ay da dopdolu. Herkese iyi okumalar dileriz…
İmdat Avşar
Türk Edebiyatı Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 230,00 | 230,00 |
| 2 | 119,60 | 239,20 |
| 3 | 82,80 | 248,40 |
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 230,00 | 230,00 |
| 2 | 119,60 | 239,20 |
| 3 | 82,80 | 248,40 |