Modern İnsanın Çıkmazı Bağlamında Prof. Dr. Sadettin Ökten

Stok Kodu:
9786255527752
Boyut:
16*24
Sayfa Sayısı:
323
Basım Tarihi:
Eylül 2026
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
TÜRKÇE
%16 indirimli
700,00
588,00
9786255527752
2399541
Modern İnsanın Çıkmazı Bağlamında Prof. Dr. Sadettin Ökten
Modern İnsanın Çıkmazı Bağlamında Prof. Dr. Sadettin Ökten
588

Medeniyet kavramı, Türk düşüncesinin son iki yüzyılına damgasını vuran meselelerin başında gelmektedir. Tanzimat'tan itibaren Batı karşısında bir konum alma çabası, kavramı kültürel bir başlık olmaktan çıkarmış ve onu siyasal, toplumsal, nihayet ontolojik bir probleme dönüştürmüştür. Kelimenin kendisi de bu tarihin izini taşımaktadır. Türkçede 1840'lardan önce böyle bir sözcük bulunmamakta, Batı dillerindeki karşılığı da on sekizinci yüzyılın ikinci yarısından öncesine gitmemektedir. Kavram, doğduğu andan itibaren bir tanım işi olmaktan çok bir konumlanma işi olarak işlev görmüştür. Kime göre medenî sayıldığı, neye nispetle geri kalındığı ve hangi ölçüte göre ilerleme tanımlandığı soruları, tartışmanın çekirdeğini oluşturmaktadır.
Cumhuriyet döneminde bu tartışma kesintiye uğramamış, aksine yeni kavram setleriyle derinleşerek sürmüştür. Batı'nın ilmini alıp ahlakını almama önerisinden medeniyeti bütünlüklü bir değerler sistemi sayan yaklaşımlara, medeniyet kavramını topyekûn reddeden tutumlardan onu diriliş ya da tasavvur diliyle yeniden kuran denemelere kadar geniş bir yelpaze oluşmuştur. Son yıllarda uluslararası sosyal bilimlerde medeniyetçi düşünce tartışmalarının yeniden canlanması ve Türkiye'nin bu tartışmanın başlıca örneklerinden biri olarak gösterilmesi, meselenin güncelliğini korumakta olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte söz konusu birikimin ortak bir sınırı bulunmaktadır. Medeniyet söylemi hemen her zaman düşünce tarihi, siyaset bilimi veya uluslararası ilişkiler perspektifinden, yani içerik düzeyinde incelenmektedir. Söylemi kuran dil, estetik duyarlık, mekân pratiği ve gündelik hayat ise çoğu zaman inceleme dışında bırakılmaktadır.
Sadettin Ökten, bu uzun düşünce hattının çağdaş temsilcileri arasında kendine özgü bir yer tutmaktadır. İnşaat mühendisliğinden gelen ve akademik hayatını mimarlık ile mühendislik alanlarında sürdüren bir ismin medeniyet, şehir, sanat ve estetik üzerine söz söylemesi, onun düşüncesine baştan itibaren disiplinlerarası bir nitelik kazandırmıştır. Tekniği içeriden bilen bir zihin olarak Ökten, formu ve mekânı fizikî gerçeklikler düzeyinde değil, onları mümkün kılan değer dünyasıyla birlikte ele almaktadır. Bu sebeple onun metinlerinde bir cami cephesi, bir apartman kapısı, bir fincan ya da bir sokak genişliği teknik bir ayrıntı olarak görülmemekte, her biri ardındaki medeniyet tasavvurunun görünür hâle geldiği bir işaret olarak değerlendirilmektedir.
Ökten'in fikir dünyası kapalı bir sistem kurma iddiasıyla değil, yaşanmış bir tecrübenin kavramsallaştırılması yoluyla gelişmiştir. Cumhuriyet döneminde din eğitiminin yeniden yapılandırılmasında öncü rol üstlenen Mahmut Celâlettin Ökten'in oğlu olması, çocukluğunun ve gençliğinin Fatih'te geçmesi ve devrinin ilim, fikir ve sanat erbabıyla doğrudan temas kurması, onu kendi ifadesiyle büyük bir mazinin mirasçısı kılmıştır. Deneme ve söyleşi gibi türleri tercih etmesi de bu tecrübe merkezli düşünme biçiminin doğal bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir. Akademik yazının ölçütleri açısından bakıldığında söz konusu tercih bir dağınıklık izlenimi verebilmektedir. Buna karşılık dikkatli bir okuma, dağınık görünümün altında tutarlı bir kavram ağının işlediğini göstermektedir. Medeniyet tasavvuru, değer, ilke ve norm ayrımı, nispet ve iktifa, müstağnilik, hüsn-ü mutlak, zevk-i selim, edep, mekân bütünlüğü ve şehir ahlakı gibi terimler farklı metinlerde farklı vesilelerle ortaya çıkmakta ancak birbirine bağlanan bir düşünce dokusu kurmaktadır. Elinizdeki kitabın bölümleri, bu dokunun ayrı ayrı ipliklerini takip etme denemeleri olarak okunabilir.
Ökten üzerine bugüne kadar yapılan çalışmalar ağırlıklı olarak şehir, medeniyet ve gelenek eksenlerinde yoğunlaşmıştır. Lisansüstü tezlerin ve makalelerin önemli bir kısmında onun medeniyet tasavvuru tanıtıcı ya da çağdaşlarıyla karşılaştırıcı bir çerçevede işlenmiştir. Bu birikim değerli görülmekle birlikte, düşüncenin içeriğine odaklanan bir yaklaşımın o içeriği taşıyan zeminleri gölgede bıraktığı söylenebilir. Nitekim Ökten'in fikrini besleyen aile ve eğitim kökleri, kavramsal dilini kuran temel terimler, estetik ve edebî arka plan, mesken ve mimarlık boyutu, kimlik meselesindeki kuramsal konumu ve söylemini kuran dilin kendisi büyük ölçüde inceleme dışında kalmıştır. Elinizdeki kitap, bu boşluğun giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Kitabın amacı bir düşünürü övmek ya da onun etrafında kapalı bir yorum halkası oluşturmak değildir. Yaşayan bir mütefekkir hakkında yazmanın kendine özgü zorluğu, hayranlık ile çözümleme arasındaki mesafenin kolayca kaybolabilmesinde toplanmaktadır. Bu sebeple yazarlardan, Ökten'in kavramlarını kendi disiplinlerinin ölçütleriyle sınamaları ve gerektiğinde bu kavramların sınırlarını göstermeleri istenmiştir. Nitekim bölümlerin bir kısmında Ökten'in kavramsal çerçevesinin tamamlanmış bir teori sayılıp sayılamayacağı açıkça sorgulanmakta, bir kısmında ise onun yaklaşımına yöneltilebilecek en güçlü itirazlar tartışmaya dâhil edilmektedir. Bir düşünüre gösterilebilecek en gerçek saygının, onu ciddiye alarak tartışmak olduğu kanaati taşınmaktadır.
Kitap, 10-11 Haziran 2026 tarihinde Ağrı'da yapılan "Modern İnsanın Çıkmazı Bağlamında Prof. Dr. Sadettin Ökten Bilgi Şöleni"nde özet bildiri olarak sunulmuş on beş bildirinin yeniden genişletilerek kitap formatına sokulmasından oluşmaktadır. Bölümlerin yazarları edebiyat bilimi, felsefe, sosyoloji, kültürel coğrafya, mimarlık, dilbilim, tarih, eğitim bilimleri ve sağlık bilimleri gibi farklı alanlardan gelmektedir. Bu çoğulluk yöntemsel bir zenginlik olduğu kadar bilinçli bir tercih olarak da değerlendirilmelidir. Zira bütüncül bir düşünce ancak çok sesli bir okumayla kuşatılabilmektedir. Bölümlerin sıralanışında somut bir simgeden kavramsal çözümlemeye, oradan mekân, kimlik ve köken tartışmalarına uzanan bir seyir gözetilmiştir. Okuyucu bölümleri sırasıyla takip edebileceği gibi kendi ilgi alanına göre farklı güzergâhlar da kurabilir.
Kitabın birinci bölümü Zeki Taştan'ın "Fincan'da Saklı Medeniyet" başlıklı çalışmasıdır. Bu bölümde Ökten'in en çok bilinen ifadelerinden biri kültür tarihi zemininde işlenmektedir. Kahvenin on altıncı yüzyılda Türk topraklarına girişinden başlayan anlatı, zarf geleneğinden gündelik adaba uzanan ayrıntılarla fincanın kazandığı sembolik derinliği izlemektedir. Bölümün temel tezine göre formun korunmasına rağmen muhtevanın değişmesi bütünüyle bir teslimiyet olarak okunmamalıdır, fincan henüz kırılmadığı için yeniden kendi muhtevasıyla doldurulabilir. Türkçe, muhabbet ve merhamet temaları etrafında yürütülen bu tartışma, kitabın bütününe hâkim olan gerilimi daha ilk sayfalarda somut bir nesne üzerinden okura sunmaktadır.
İkinci bölümde Mustafa Aydemir, "Yahya Kemal'den Sadettin Ökten'e: Türk Düşüncesinde Şehir, Medeniyet ve Tarih Bilinci" başlıklı çalışmasında Ökten'in Yahya Kemal merkezli üç eserini birincil kaynak olarak kullanmakta ve iki isim arasındaki bağı karşılaştırmalı fikir tarihi yöntemiyle çözümlemektedir. Bölümde Ökten'in Yahya Kemal şiirini bir açıklama nesnesi olarak değil bir medeniyet değerlendirmesi olarak okuduğu savunulmakta, bu okumayı Tanpınar, Ayvazoğlu ve Kaplan gibi yorumculardan ayıran özellikler tartışılmaktadır. Belirleyici farkın tanıklık olduğu ifade edilmektedir zira Ökten şiirde anlatılan dünyayı bizzat yaşamıştır.
Üçüncü bölümde Sema Bekiroğlu, "Sadettin Ökten'in Medeniyet Tasavvurunun Sezai Karakoç ve İsmet Özel ile Mukayesesi" başlıklı çalışmasında çağdaş Türk düşüncesinin üç önemli ismini karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Ökten'in Yılmaz Özakpınar'ın medeniyet teorisinden hareketle geliştirdiği tasavvur anlayışı burada üç bileşene ayrılmaktadır: değerler sistemi, bu sisteme göre belirlenmiş davranış ve biçimler, bu biçimleri denetleyen ahlak ve hukuk kuralları. Karakoç'un diriliş fikri ile İsmet Özel'in medeniyet anlayışı bu çerçeveyle birlikte değerlendirilmektedir. Bölümde üç düşünürün ortak ve ayrışan yönleri bir eksiklik olarak değil bir zenginlik olarak sunulmaktadır.
Dördüncü bölümde Ebru Burcu Yılmaz, "Düşüncenin Estetik Zemini: Sadettin Ökten'de Anlam Kurucu İşleviyle Edebî Atıflar" başlıklı çalışmasında bir düşünce insanının edebî atıflara neden başvurduğu sorusundan hareket etmektedir. Bölümün amacı bir atıf dökümü çıkarmak değil, atıfların düşünsel işlevini çözümlemektir. Kavramsal dilin kuşatmakta zorlandığı sevinç, özlem, hüzün ve hayret gibi tecrübelerin edebî söylemde karşılık bulduğu savunulmaktadır. Buna göre Ökten'in metinlerinde şiir yoğunlaştırılmış bir düşünce formu, kurmaca ise mukayeseli bir medeniyet okuma aracı olarak işlemektedir. Böylece edebiyat, düşünceyi süsleyen bir unsur olmaktan çıkarılarak doğrudan anlam kurucu bir zemine yerleştirilmektedir.
Beşinci bölümde Yusuf Söylemez, "Dil ve Söylemi Üzerinden Sadettin Ökten'i Anlamak" başlıklı çalışmasıyla alandaki en belirgin boşluklardan birini doldurmaktadır. Ökten'in sekiz kitabından oluşan ve yaklaşık dört yüz bin sözcük hacmine ulaşan derlem, sayısal biçembilim ile eleştirel söylem analizini bütünleştiren bir yaklaşımla incelenmektedir. Çalışmada Ökten'in dilsel imzasını ayırt eden ölçülebilir örüntüler, bu örüntülerin tür ve konuya göre değişkenliği, söylemi kuran temel eksenler ve bu eksenleri birbirine bağlayan merkezî kavram ele alınmaktadır. Böylece medeniyet söyleminin yalnızca içeriği değil, o içeriği kuran dilsel yapı da ölçülebilir bir düzlemde görünür kılınmaktadır. Bölümün kitaba yöntemsel katkısı, düşüncenin dilde maddi bir varlık kazandığı tezini somut verilerle temellendirmesinde toplanmaktadır.
Altıncı bölümde Metin Akgün, "Sadettin Ökten'de Ölçü Kavramı: Nispet, İktifa ve Modernitenin Ölçü Bozumu" başlıklı çalışmasında Ökten düşüncesinin dağınık görünmekle birlikte tutarlı bir motifini merkeze almaktadır. Ölçü kavramı burada fizikî, estetik, ahlaki ve medenî olmak üzere dört katmanda çözümlenmektedir. Nispet, varlığın doğal ölçeğine sadakat; iktifa ise gücü olduğu hâlde sınırı aşmama iradesi olarak tanımlanmaktadır. Bölümün en dikkat çekici tezine göre modernite ölçüyü ortadan kaldırmamakta, onu ölçüme indirgemektedir. Çözümleme, kaostan kozmosa uzanan kozmolojik gelenekten Aristoteles'in altın ortasına, Gazzâlî'nin havf-recâ dengesinden Topçu ve Özel'in teknik eleştirisine uzanan geniş bir arka plan kurmakta ve tartışmayı ekolojik sınır meselesine bağlayarak Ökten'in kavramlarına güncel bir uygulama alanı açmaktadır.
Yedinci bölümde Hasan Taşçı, "Sadettin Ökten'e Göre Hüsn-ü Mutlak Kavramı" başlıklı çalışmasında Ökten düşüncesinin ontolojik zeminine yönelmektedir. Doğru düşünmenin doğru kavramlara bağlı olduğu ilkesinden hareket eden bölümde, hüsn kavramının klasik İslâm düşüncesindeki anlam katmanları izlenerek Ökten'in mutlak güzellik anlayışı çözümlenmektedir. Bölümün ayırt edici yanı, kendi yöntemsel sorununu da açıkça tartışmasında görülmektedir. Kendi değer dünyası konusunda tereddüt taşımayan ve bunu açıkça ifade eden bir düşünürün salt bilimsel bir çerçeveyle ne ölçüde kavranabileceği sorusu cevaplanmamakta, bunun yerine metnin kendi sınırları şeffaf hâle getirilmektedir.
Sekizinci bölümde Ali Osman Gündoğan, "Nurettin Topçu'dan Sadettin Ökten'e Ahlak-Medeniyet İlişkisi" başlıklı çalışmasında iki düşünür arasındaki fikrî akrabalığı incelemektedir. Topçu'da merkezî kavram ahlak, Ökten'de ise medeniyettir. Bölümde bu iki kavramı birbirine bağlayanın insan meselesi olduğu gösterilmektedir, her iki düşünürde de insan şahıs olarak temellendirilmekte ve bu temellendirme ortak bir kaynağa dayandırılmaktadır. Farklı terminolojilere rağmen benzer sonuçlara ulaşılmasının açıklaması burada aranmaktadır. Böylece Ökten yalıtılmış bir isim olmaktan çıkarılarak bir gelenek içine yerleştirilmektedir.
Dokuzuncu bölümde Mustafa Orçan, "Sadettin Ökten'de Şehir Tasavvuru" başlıklı çalışmasında şehir ile hayat tarzı arasındaki karşılıklı belirlenim ilişkisini merkeze almaktadır. Şehrin hayat tarzına göre mi kurulduğu yoksa hayat tarzının mı şehre göre şekillendiği sorusu etrafında ilerleyen bölüm, şehir ile kent ve medeniyet ile uygarlık kavramları arasında bilinçli bir ayrım kurmaktadır. Ökten'in modern kent politikalarına yönelttiği eleştiriler, kapitalist üretim mantığının şehri bir kâr alanına dönüştürmesi bağlamında sosyolojik olarak değerlendirilmektedir. Buna karşı önerilen bütünlüklü şehir tasavvuru ise melez ve taklitçi çözümlerden özenle ayrılmaktadır.
Onuncu bölümde Bilal Tunç, "Sadettin Ökten'in Medeniyet Kuramı Üzerine Tarihsel Bir İnceleme" başlıklı çalışmasında medeniyet kavramının Türkçedeki serüvenini takip etmektedir. Kavramın Arapça kökenli olmakla birlikte klasik sözlüklerde bulunmayışı, bu takibin çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bölümde vurgulanan temel nokta, Ökten'in mazi ile nostaljik bir ilişki kurmadığı, onu bugünü inşa eden organik bir zemin olarak konumlandırdığıdır. Medeniyetin zamandan kopuk düşünülemeyeceği tezi, tarih bilinci ile üslup üretme kabiliyeti arasında kurulan bağ üzerinden temellendirilmektedir.
On birinci bölümde Alperen Kayserili, "Mesken Kültüründe Gelenek ve Modernlik Gerilimi: Sadettin Ökten'in Tespit ve Teklifleri Çerçevesinde Bir Değerlendirme" başlıklı çalışmasında konuyu kültürel coğrafyanın kültürel peyzaj ve yer kimliği kavramlarıyla ele almaktadır. Doküman analizi ile tematik içerik analizinin birlikte kullanıldığı bölümde Ökten'in mesken anlayışı dört eksende çözümlenmektedir: medeniyet tasavvuru, çok katmanlı mesken tanımı, modern konutun yarattığı kopuş ve çağdaş pratiğe yönelik teklifler. Bulgulara göre geleneksel mesken bir mimari biçimden ibaret değildir; mahremiyet kademelerini, çok işlevli yaşama ünitelerini ve mahalle ölçeğindeki yüz yüze ilişki dokusunu sürdüren bütünlüklü bir anlam dünyası olarak tanımlanmaktadır. Bölümün sonuç iddiasına göre geleneksel ilkeler biçimsel taklit yoluyla değil, yorumsal bir süreklilik içinde çağdaş tasarım diline aktarılmalıdır.
On ikinci bölümde Muhammet Altıntaş, "Sadettin Ökten'in Sanat ve Medeniyet Anlayışı: Sanat, Kimlik ve Estetik Hafıza Üzerine Bir İnceleme" başlıklı çalışmasında kitabın estetik eksenini derinleştirmektedir. Modern estetik teorilerinde sanat esere, sanatçının bireysel yeteneğine ve öznel beğeniye indirgenmekte; Ökten'de ise medeniyet tasavvurunun görünür ifadesi olarak kabul edilmektedir. Bölümde Ökten'in sanat yazılarının dergi denemelerinden başlayıp kitaplarda kuramsal bir çerçeveye ulaşan seyri de izlenmektedir. Sanatkârın müesses nizama başkaldıran bağımsız bir figür mü yoksa mensup olduğu değerler dünyasının sözcüsü mü olduğu sorusu tartışmaya açılmakta, ortaya konulan çerçevenin tamamlanmış bir estetik teori sayılıp sayılamayacağı ise bölümün sonunda eleştirel bir perspektifle değerlendirilmektedir.
On üçüncü bölümde Fatma Eren Akgün, "Sadettin Ökten'de Kimliğin İnşası: Hafıza, Medeniyet ve Modernite Eleştirisi Bağlamında Bir Okuma" başlıklı çalışmasında kimlik meselesini hafıza, medeniyet ve modernite eleştirisi ekseninde ele almaktadır. Bölümün özgün katkısı, kimliği kurulan, performe edilen ya da söylemle üretilen bir yapı sayan inşacı paradigmaların karşısına, Ökten'in metinlerine dayanarak kimliği değişebilen ancak keyfîleştirilemeyen bir asli kıvam olarak okuyan bir çerçeve koymasında görülmektedir. Heidegger'in fırlatılmışlık kavramıyla kurulan karşılaştırma, emanet fikri üzerinden belirgin bir ayrım noktasına dönüşmektedir zira insan belirli bir dünyaya bırakılmış bir varlık olmakla kalmamakta, devraldığı mirası taşımakla da yükümlü kılınmaktadır. Bölümde bu çerçeveye yöneltilebilecek özcülük itirazı da karşılanmakta ve tartışma kapatılmak yerine açık bırakılmaktadır.
On dördüncü bölümde Hüseyin Aydoğdu, "Öncü Lider ve Muallim Mahmut Celâlettin Ökten" başlıklı çalışmasında Cumhuriyet dönemi Türk eğitim tarihinin dönüm noktalarından birini ele almaktadır. İmam Hatip Okullarının kuruluş ve kurumsallaşma süreci, Celâl Hoca'nın şahsiyeti, muallimlik anlayışı ve liderlik vasıfları üzerinden tarihsel, felsefi ve sosyolojik bir perspektifle incelenmektedir. Bu anlayışa göre eğitim bir bilgi aktarımı olarak görülmemekte, ahlaki değerlerin ve manevi gelişimin ayrılmaz parçası olarak kabul edilmektedir. Bölüm, kitabın diğer yerlerinde çözümlenen kavramların hangi terbiye ikliminde şekillendiğini göstermesi bakımından ayrıca değerli bulunmaktadır.
Kitabı kapatan on beşinci bölüm, Cemile Feyzan Şimşek'in "Mimarlık ve Medeniyet Bağlamında Sadettin Ökten'de İnsan-Mekân İlişkisi" başlıklı çalışmasıdır. Ökten'in mimarlık düşüncesi burada fenomenolojik mekân yaklaşımı ve mekânsal yabancılaşma tartışmalarıyla birlikte okunmaktadır. Modern mimarlığın teknik ve rasyonel hesaplamalara indirgenmesinin insan-mekân ilişkisinde bir kopuş yarattığı savunulmakta, bu kopuş geleneksel şehrin insan ölçeği, mahremiyet ve ahenk merkezli kurgusuyla karşılaştırılarak tartışılmaktadır. Ökten'in insan merkezli yaklaşımının çağdaş şehir krizleri karşısında ne tür bir kuramsal potansiyel taşıdığı sorusu ise açık bırakılmakta, böylece kitap bir cevapla değil bir soruyla kapanmaktadır.
Bölümler bağımsız çalışmalar olmakla birlikte aralarında güçlü bir kavramsal süreklilik bulunmaktadır. Bu sürekliliğin en görünür damarı, biçim ile değer arasındaki bağdır. Bir fincanın, bir apartman dairesinin, bir gökdelenin ya da bir sanat eserinin ardında daima onu mümkün kılan bir değerler dünyasının bulunduğu iddiası, birinci bölümden on beşinci bölüme kadar farklı ölçeklerde yeniden ortaya çıkmaktadır. İkinci damar ölçü ve sınır meselesinde toplanmaktadır; nispet, iktifa, edep ve müstağnilik kavramları hem estetik hem ahlaki bir sınır bilincini adlandırmaktadır. Üçüncü damar hafıza ve süreklilik meselesidir, mazi ile kurulan ilişkinin nostaljik bir özlem mi yoksa üretken bir zemin mi olduğu sorusu neredeyse bütün bölümlerin ortak sorunu olarak belirmektedir. Dördüncü damar mekândır; şehir, mahalle ve mesken, medeniyet tasavvurunun en somut sınandığı alanlar olarak öne çıkmaktadır. Beşinci damar ise dil ve estetiktir; bir düşüncenin sözcüklerde, imgelerde ve seslerde kazandığı biçim, o düşünceden ayrı düşünülememektedir.
Okuyucunun bölümler arasında kimi tekrarlarla karşılaşacağı belirtilmelidir. Medeniyet tasavvuru kavramı birden fazla yerde tanımlanmakta, aynı örnekler farklı disiplinlerin sözlüğünde yeniden ele alınmaktadır. Bu durum bir kusur olarak değil, çok sesli bir okumanın doğal sonucu olarak görülmelidir. Aynı kavramın sosyoloğun, coğrafyacının, dilbilimcinin ve filozofun elinde başka yüzler göstermesi, kavramın verimliliğinin işareti sayılmaktadır. Her bölüm kendi içinde bütünlüklü olduğundan okumaya istenen yerden başlanabilir. Bununla birlikte bölümleri birbirine bağlayan ortak damarların izini sürmek, kitabın bütününden alınacak verimi artıracaktır.
Bu kitap, Sadettin Ökten'in düşüncesi üzerine söylenecek son söz olma iddiası taşımamaktadır. Aksine, çağdaş Türk düşüncesinin yaşayan bir temsilcisi akademik incelemenin konusu hâline getirilerek yeni çalışmalara zemin hazırlanması umulmaktadır. Nitekim burada ele alınmayan ya da yalnızca dokunulan pek çok başlık bulunmaktadır. Ökten'in musiki anlayışı, tasavvufî kaynaklarla ilişkisi, eğitim ve gençlik üzerine söyledikleri, sözlü kültür üretimi ve kamusal görünürlüğünün sosyolojik anlamı bunların başında gelmektedir. Her biri müstakil çalışmaları hak etmekte olup elinizdeki kitap, bu çalışmalara bir davet olarak da okunabilir.
Bir hususun okuyucunun bilgisine sunulması gerekmektedir. Editörler olarak ikimiz de bu kitapta birer bölümle yer almaktayız. Söz konusu bölümler de diğerleriyle aynı değerlendirme sürecinden geçirilmiş, editörlük görevi kendi metinlerimize herhangi bir ayrıcalık tanınmamıştır.
Yazarların her biri kendi disiplininin ölçütlerine bağlı kalarak ve gerektiğinde eleştirel mesafeyi koruyarak katkıda bulunmuştur. Bu titizlik için kendilerine teşekkür ederiz. Kitabın hazırlanma sürecinde emeği geçen herkese, değerlendirmeleriyle metinleri güçlendiren meslektaşlarımıza ve yayın sürecini üstlenenlere şükranlarımızı sunarız. Düşünceyi bir bilgi yığını olarak değil bir hayat tarzı olarak sunduğu için, eserleri ve sohbetleriyle bu çalışmanın konusunu oluşturan Prof. Dr. Sadettin Ökten'e ise ayrıca minnettarız.
Kitabın basılmasına destek veren Ağrı Valiliği ve Ağrı Valisi Dr. Önder Bozkurt'a, Esenler Belediyesi ve Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu'ya şükranlarımızı sunarız.
Kitabın; medeniyet, şehir, sanat, kimlik ve dil meselelerine ilgi duyan okuyucular ve araştırmacılar için verimli bir başlangıç noktası oluşturmasını temenni ederiz.

Editörler
Prof. Dr. Mustafa AYDEMİR
Prof. Dr. Yusuf SÖYLEMEZ
Ağustos - 2026

Medeniyet kavramı, Türk düşüncesinin son iki yüzyılına damgasını vuran meselelerin başında gelmektedir. Tanzimat'tan itibaren Batı karşısında bir konum alma çabası, kavramı kültürel bir başlık olmaktan çıkarmış ve onu siyasal, toplumsal, nihayet ontolojik bir probleme dönüştürmüştür. Kelimenin kendisi de bu tarihin izini taşımaktadır. Türkçede 1840'lardan önce böyle bir sözcük bulunmamakta, Batı dillerindeki karşılığı da on sekizinci yüzyılın ikinci yarısından öncesine gitmemektedir. Kavram, doğduğu andan itibaren bir tanım işi olmaktan çok bir konumlanma işi olarak işlev görmüştür. Kime göre medenî sayıldığı, neye nispetle geri kalındığı ve hangi ölçüte göre ilerleme tanımlandığı soruları, tartışmanın çekirdeğini oluşturmaktadır.
Cumhuriyet döneminde bu tartışma kesintiye uğramamış, aksine yeni kavram setleriyle derinleşerek sürmüştür. Batı'nın ilmini alıp ahlakını almama önerisinden medeniyeti bütünlüklü bir değerler sistemi sayan yaklaşımlara, medeniyet kavramını topyekûn reddeden tutumlardan onu diriliş ya da tasavvur diliyle yeniden kuran denemelere kadar geniş bir yelpaze oluşmuştur. Son yıllarda uluslararası sosyal bilimlerde medeniyetçi düşünce tartışmalarının yeniden canlanması ve Türkiye'nin bu tartışmanın başlıca örneklerinden biri olarak gösterilmesi, meselenin güncelliğini korumakta olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte söz konusu birikimin ortak bir sınırı bulunmaktadır. Medeniyet söylemi hemen her zaman düşünce tarihi, siyaset bilimi veya uluslararası ilişkiler perspektifinden, yani içerik düzeyinde incelenmektedir. Söylemi kuran dil, estetik duyarlık, mekân pratiği ve gündelik hayat ise çoğu zaman inceleme dışında bırakılmaktadır.
Sadettin Ökten, bu uzun düşünce hattının çağdaş temsilcileri arasında kendine özgü bir yer tutmaktadır. İnşaat mühendisliğinden gelen ve akademik hayatını mimarlık ile mühendislik alanlarında sürdüren bir ismin medeniyet, şehir, sanat ve estetik üzerine söz söylemesi, onun düşüncesine baştan itibaren disiplinlerarası bir nitelik kazandırmıştır. Tekniği içeriden bilen bir zihin olarak Ökten, formu ve mekânı fizikî gerçeklikler düzeyinde değil, onları mümkün kılan değer dünyasıyla birlikte ele almaktadır. Bu sebeple onun metinlerinde bir cami cephesi, bir apartman kapısı, bir fincan ya da bir sokak genişliği teknik bir ayrıntı olarak görülmemekte, her biri ardındaki medeniyet tasavvurunun görünür hâle geldiği bir işaret olarak değerlendirilmektedir.
Ökten'in fikir dünyası kapalı bir sistem kurma iddiasıyla değil, yaşanmış bir tecrübenin kavramsallaştırılması yoluyla gelişmiştir. Cumhuriyet döneminde din eğitiminin yeniden yapılandırılmasında öncü rol üstlenen Mahmut Celâlettin Ökten'in oğlu olması, çocukluğunun ve gençliğinin Fatih'te geçmesi ve devrinin ilim, fikir ve sanat erbabıyla doğrudan temas kurması, onu kendi ifadesiyle büyük bir mazinin mirasçısı kılmıştır. Deneme ve söyleşi gibi türleri tercih etmesi de bu tecrübe merkezli düşünme biçiminin doğal bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir. Akademik yazının ölçütleri açısından bakıldığında söz konusu tercih bir dağınıklık izlenimi verebilmektedir. Buna karşılık dikkatli bir okuma, dağınık görünümün altında tutarlı bir kavram ağının işlediğini göstermektedir. Medeniyet tasavvuru, değer, ilke ve norm ayrımı, nispet ve iktifa, müstağnilik, hüsn-ü mutlak, zevk-i selim, edep, mekân bütünlüğü ve şehir ahlakı gibi terimler farklı metinlerde farklı vesilelerle ortaya çıkmakta ancak birbirine bağlanan bir düşünce dokusu kurmaktadır. Elinizdeki kitabın bölümleri, bu dokunun ayrı ayrı ipliklerini takip etme denemeleri olarak okunabilir.
Ökten üzerine bugüne kadar yapılan çalışmalar ağırlıklı olarak şehir, medeniyet ve gelenek eksenlerinde yoğunlaşmıştır. Lisansüstü tezlerin ve makalelerin önemli bir kısmında onun medeniyet tasavvuru tanıtıcı ya da çağdaşlarıyla karşılaştırıcı bir çerçevede işlenmiştir. Bu birikim değerli görülmekle birlikte, düşüncenin içeriğine odaklanan bir yaklaşımın o içeriği taşıyan zeminleri gölgede bıraktığı söylenebilir. Nitekim Ökten'in fikrini besleyen aile ve eğitim kökleri, kavramsal dilini kuran temel terimler, estetik ve edebî arka plan, mesken ve mimarlık boyutu, kimlik meselesindeki kuramsal konumu ve söylemini kuran dilin kendisi büyük ölçüde inceleme dışında kalmıştır. Elinizdeki kitap, bu boşluğun giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Kitabın amacı bir düşünürü övmek ya da onun etrafında kapalı bir yorum halkası oluşturmak değildir. Yaşayan bir mütefekkir hakkında yazmanın kendine özgü zorluğu, hayranlık ile çözümleme arasındaki mesafenin kolayca kaybolabilmesinde toplanmaktadır. Bu sebeple yazarlardan, Ökten'in kavramlarını kendi disiplinlerinin ölçütleriyle sınamaları ve gerektiğinde bu kavramların sınırlarını göstermeleri istenmiştir. Nitekim bölümlerin bir kısmında Ökten'in kavramsal çerçevesinin tamamlanmış bir teori sayılıp sayılamayacağı açıkça sorgulanmakta, bir kısmında ise onun yaklaşımına yöneltilebilecek en güçlü itirazlar tartışmaya dâhil edilmektedir. Bir düşünüre gösterilebilecek en gerçek saygının, onu ciddiye alarak tartışmak olduğu kanaati taşınmaktadır.
Kitap, 10-11 Haziran 2026 tarihinde Ağrı'da yapılan "Modern İnsanın Çıkmazı Bağlamında Prof. Dr. Sadettin Ökten Bilgi Şöleni"nde özet bildiri olarak sunulmuş on beş bildirinin yeniden genişletilerek kitap formatına sokulmasından oluşmaktadır. Bölümlerin yazarları edebiyat bilimi, felsefe, sosyoloji, kültürel coğrafya, mimarlık, dilbilim, tarih, eğitim bilimleri ve sağlık bilimleri gibi farklı alanlardan gelmektedir. Bu çoğulluk yöntemsel bir zenginlik olduğu kadar bilinçli bir tercih olarak da değerlendirilmelidir. Zira bütüncül bir düşünce ancak çok sesli bir okumayla kuşatılabilmektedir. Bölümlerin sıralanışında somut bir simgeden kavramsal çözümlemeye, oradan mekân, kimlik ve köken tartışmalarına uzanan bir seyir gözetilmiştir. Okuyucu bölümleri sırasıyla takip edebileceği gibi kendi ilgi alanına göre farklı güzergâhlar da kurabilir.
Kitabın birinci bölümü Zeki Taştan'ın "Fincan'da Saklı Medeniyet" başlıklı çalışmasıdır. Bu bölümde Ökten'in en çok bilinen ifadelerinden biri kültür tarihi zemininde işlenmektedir. Kahvenin on altıncı yüzyılda Türk topraklarına girişinden başlayan anlatı, zarf geleneğinden gündelik adaba uzanan ayrıntılarla fincanın kazandığı sembolik derinliği izlemektedir. Bölümün temel tezine göre formun korunmasına rağmen muhtevanın değişmesi bütünüyle bir teslimiyet olarak okunmamalıdır, fincan henüz kırılmadığı için yeniden kendi muhtevasıyla doldurulabilir. Türkçe, muhabbet ve merhamet temaları etrafında yürütülen bu tartışma, kitabın bütününe hâkim olan gerilimi daha ilk sayfalarda somut bir nesne üzerinden okura sunmaktadır.
İkinci bölümde Mustafa Aydemir, "Yahya Kemal'den Sadettin Ökten'e: Türk Düşüncesinde Şehir, Medeniyet ve Tarih Bilinci" başlıklı çalışmasında Ökten'in Yahya Kemal merkezli üç eserini birincil kaynak olarak kullanmakta ve iki isim arasındaki bağı karşılaştırmalı fikir tarihi yöntemiyle çözümlemektedir. Bölümde Ökten'in Yahya Kemal şiirini bir açıklama nesnesi olarak değil bir medeniyet değerlendirmesi olarak okuduğu savunulmakta, bu okumayı Tanpınar, Ayvazoğlu ve Kaplan gibi yorumculardan ayıran özellikler tartışılmaktadır. Belirleyici farkın tanıklık olduğu ifade edilmektedir zira Ökten şiirde anlatılan dünyayı bizzat yaşamıştır.
Üçüncü bölümde Sema Bekiroğlu, "Sadettin Ökten'in Medeniyet Tasavvurunun Sezai Karakoç ve İsmet Özel ile Mukayesesi" başlıklı çalışmasında çağdaş Türk düşüncesinin üç önemli ismini karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Ökten'in Yılmaz Özakpınar'ın medeniyet teorisinden hareketle geliştirdiği tasavvur anlayışı burada üç bileşene ayrılmaktadır: değerler sistemi, bu sisteme göre belirlenmiş davranış ve biçimler, bu biçimleri denetleyen ahlak ve hukuk kuralları. Karakoç'un diriliş fikri ile İsmet Özel'in medeniyet anlayışı bu çerçeveyle birlikte değerlendirilmektedir. Bölümde üç düşünürün ortak ve ayrışan yönleri bir eksiklik olarak değil bir zenginlik olarak sunulmaktadır.
Dördüncü bölümde Ebru Burcu Yılmaz, "Düşüncenin Estetik Zemini: Sadettin Ökten'de Anlam Kurucu İşleviyle Edebî Atıflar" başlıklı çalışmasında bir düşünce insanının edebî atıflara neden başvurduğu sorusundan hareket etmektedir. Bölümün amacı bir atıf dökümü çıkarmak değil, atıfların düşünsel işlevini çözümlemektir. Kavramsal dilin kuşatmakta zorlandığı sevinç, özlem, hüzün ve hayret gibi tecrübelerin edebî söylemde karşılık bulduğu savunulmaktadır. Buna göre Ökten'in metinlerinde şiir yoğunlaştırılmış bir düşünce formu, kurmaca ise mukayeseli bir medeniyet okuma aracı olarak işlemektedir. Böylece edebiyat, düşünceyi süsleyen bir unsur olmaktan çıkarılarak doğrudan anlam kurucu bir zemine yerleştirilmektedir.
Beşinci bölümde Yusuf Söylemez, "Dil ve Söylemi Üzerinden Sadettin Ökten'i Anlamak" başlıklı çalışmasıyla alandaki en belirgin boşluklardan birini doldurmaktadır. Ökten'in sekiz kitabından oluşan ve yaklaşık dört yüz bin sözcük hacmine ulaşan derlem, sayısal biçembilim ile eleştirel söylem analizini bütünleştiren bir yaklaşımla incelenmektedir. Çalışmada Ökten'in dilsel imzasını ayırt eden ölçülebilir örüntüler, bu örüntülerin tür ve konuya göre değişkenliği, söylemi kuran temel eksenler ve bu eksenleri birbirine bağlayan merkezî kavram ele alınmaktadır. Böylece medeniyet söyleminin yalnızca içeriği değil, o içeriği kuran dilsel yapı da ölçülebilir bir düzlemde görünür kılınmaktadır. Bölümün kitaba yöntemsel katkısı, düşüncenin dilde maddi bir varlık kazandığı tezini somut verilerle temellendirmesinde toplanmaktadır.
Altıncı bölümde Metin Akgün, "Sadettin Ökten'de Ölçü Kavramı: Nispet, İktifa ve Modernitenin Ölçü Bozumu" başlıklı çalışmasında Ökten düşüncesinin dağınık görünmekle birlikte tutarlı bir motifini merkeze almaktadır. Ölçü kavramı burada fizikî, estetik, ahlaki ve medenî olmak üzere dört katmanda çözümlenmektedir. Nispet, varlığın doğal ölçeğine sadakat; iktifa ise gücü olduğu hâlde sınırı aşmama iradesi olarak tanımlanmaktadır. Bölümün en dikkat çekici tezine göre modernite ölçüyü ortadan kaldırmamakta, onu ölçüme indirgemektedir. Çözümleme, kaostan kozmosa uzanan kozmolojik gelenekten Aristoteles'in altın ortasına, Gazzâlî'nin havf-recâ dengesinden Topçu ve Özel'in teknik eleştirisine uzanan geniş bir arka plan kurmakta ve tartışmayı ekolojik sınır meselesine bağlayarak Ökten'in kavramlarına güncel bir uygulama alanı açmaktadır.
Yedinci bölümde Hasan Taşçı, "Sadettin Ökten'e Göre Hüsn-ü Mutlak Kavramı" başlıklı çalışmasında Ökten düşüncesinin ontolojik zeminine yönelmektedir. Doğru düşünmenin doğru kavramlara bağlı olduğu ilkesinden hareket eden bölümde, hüsn kavramının klasik İslâm düşüncesindeki anlam katmanları izlenerek Ökten'in mutlak güzellik anlayışı çözümlenmektedir. Bölümün ayırt edici yanı, kendi yöntemsel sorununu da açıkça tartışmasında görülmektedir. Kendi değer dünyası konusunda tereddüt taşımayan ve bunu açıkça ifade eden bir düşünürün salt bilimsel bir çerçeveyle ne ölçüde kavranabileceği sorusu cevaplanmamakta, bunun yerine metnin kendi sınırları şeffaf hâle getirilmektedir.
Sekizinci bölümde Ali Osman Gündoğan, "Nurettin Topçu'dan Sadettin Ökten'e Ahlak-Medeniyet İlişkisi" başlıklı çalışmasında iki düşünür arasındaki fikrî akrabalığı incelemektedir. Topçu'da merkezî kavram ahlak, Ökten'de ise medeniyettir. Bölümde bu iki kavramı birbirine bağlayanın insan meselesi olduğu gösterilmektedir, her iki düşünürde de insan şahıs olarak temellendirilmekte ve bu temellendirme ortak bir kaynağa dayandırılmaktadır. Farklı terminolojilere rağmen benzer sonuçlara ulaşılmasının açıklaması burada aranmaktadır. Böylece Ökten yalıtılmış bir isim olmaktan çıkarılarak bir gelenek içine yerleştirilmektedir.
Dokuzuncu bölümde Mustafa Orçan, "Sadettin Ökten'de Şehir Tasavvuru" başlıklı çalışmasında şehir ile hayat tarzı arasındaki karşılıklı belirlenim ilişkisini merkeze almaktadır. Şehrin hayat tarzına göre mi kurulduğu yoksa hayat tarzının mı şehre göre şekillendiği sorusu etrafında ilerleyen bölüm, şehir ile kent ve medeniyet ile uygarlık kavramları arasında bilinçli bir ayrım kurmaktadır. Ökten'in modern kent politikalarına yönelttiği eleştiriler, kapitalist üretim mantığının şehri bir kâr alanına dönüştürmesi bağlamında sosyolojik olarak değerlendirilmektedir. Buna karşı önerilen bütünlüklü şehir tasavvuru ise melez ve taklitçi çözümlerden özenle ayrılmaktadır.
Onuncu bölümde Bilal Tunç, "Sadettin Ökten'in Medeniyet Kuramı Üzerine Tarihsel Bir İnceleme" başlıklı çalışmasında medeniyet kavramının Türkçedeki serüvenini takip etmektedir. Kavramın Arapça kökenli olmakla birlikte klasik sözlüklerde bulunmayışı, bu takibin çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bölümde vurgulanan temel nokta, Ökten'in mazi ile nostaljik bir ilişki kurmadığı, onu bugünü inşa eden organik bir zemin olarak konumlandırdığıdır. Medeniyetin zamandan kopuk düşünülemeyeceği tezi, tarih bilinci ile üslup üretme kabiliyeti arasında kurulan bağ üzerinden temellendirilmektedir.
On birinci bölümde Alperen Kayserili, "Mesken Kültüründe Gelenek ve Modernlik Gerilimi: Sadettin Ökten'in Tespit ve Teklifleri Çerçevesinde Bir Değerlendirme" başlıklı çalışmasında konuyu kültürel coğrafyanın kültürel peyzaj ve yer kimliği kavramlarıyla ele almaktadır. Doküman analizi ile tematik içerik analizinin birlikte kullanıldığı bölümde Ökten'in mesken anlayışı dört eksende çözümlenmektedir: medeniyet tasavvuru, çok katmanlı mesken tanımı, modern konutun yarattığı kopuş ve çağdaş pratiğe yönelik teklifler. Bulgulara göre geleneksel mesken bir mimari biçimden ibaret değildir; mahremiyet kademelerini, çok işlevli yaşama ünitelerini ve mahalle ölçeğindeki yüz yüze ilişki dokusunu sürdüren bütünlüklü bir anlam dünyası olarak tanımlanmaktadır. Bölümün sonuç iddiasına göre geleneksel ilkeler biçimsel taklit yoluyla değil, yorumsal bir süreklilik içinde çağdaş tasarım diline aktarılmalıdır.
On ikinci bölümde Muhammet Altıntaş, "Sadettin Ökten'in Sanat ve Medeniyet Anlayışı: Sanat, Kimlik ve Estetik Hafıza Üzerine Bir İnceleme" başlıklı çalışmasında kitabın estetik eksenini derinleştirmektedir. Modern estetik teorilerinde sanat esere, sanatçının bireysel yeteneğine ve öznel beğeniye indirgenmekte; Ökten'de ise medeniyet tasavvurunun görünür ifadesi olarak kabul edilmektedir. Bölümde Ökten'in sanat yazılarının dergi denemelerinden başlayıp kitaplarda kuramsal bir çerçeveye ulaşan seyri de izlenmektedir. Sanatkârın müesses nizama başkaldıran bağımsız bir figür mü yoksa mensup olduğu değerler dünyasının sözcüsü mü olduğu sorusu tartışmaya açılmakta, ortaya konulan çerçevenin tamamlanmış bir estetik teori sayılıp sayılamayacağı ise bölümün sonunda eleştirel bir perspektifle değerlendirilmektedir.
On üçüncü bölümde Fatma Eren Akgün, "Sadettin Ökten'de Kimliğin İnşası: Hafıza, Medeniyet ve Modernite Eleştirisi Bağlamında Bir Okuma" başlıklı çalışmasında kimlik meselesini hafıza, medeniyet ve modernite eleştirisi ekseninde ele almaktadır. Bölümün özgün katkısı, kimliği kurulan, performe edilen ya da söylemle üretilen bir yapı sayan inşacı paradigmaların karşısına, Ökten'in metinlerine dayanarak kimliği değişebilen ancak keyfîleştirilemeyen bir asli kıvam olarak okuyan bir çerçeve koymasında görülmektedir. Heidegger'in fırlatılmışlık kavramıyla kurulan karşılaştırma, emanet fikri üzerinden belirgin bir ayrım noktasına dönüşmektedir zira insan belirli bir dünyaya bırakılmış bir varlık olmakla kalmamakta, devraldığı mirası taşımakla da yükümlü kılınmaktadır. Bölümde bu çerçeveye yöneltilebilecek özcülük itirazı da karşılanmakta ve tartışma kapatılmak yerine açık bırakılmaktadır.
On dördüncü bölümde Hüseyin Aydoğdu, "Öncü Lider ve Muallim Mahmut Celâlettin Ökten" başlıklı çalışmasında Cumhuriyet dönemi Türk eğitim tarihinin dönüm noktalarından birini ele almaktadır. İmam Hatip Okullarının kuruluş ve kurumsallaşma süreci, Celâl Hoca'nın şahsiyeti, muallimlik anlayışı ve liderlik vasıfları üzerinden tarihsel, felsefi ve sosyolojik bir perspektifle incelenmektedir. Bu anlayışa göre eğitim bir bilgi aktarımı olarak görülmemekte, ahlaki değerlerin ve manevi gelişimin ayrılmaz parçası olarak kabul edilmektedir. Bölüm, kitabın diğer yerlerinde çözümlenen kavramların hangi terbiye ikliminde şekillendiğini göstermesi bakımından ayrıca değerli bulunmaktadır.
Kitabı kapatan on beşinci bölüm, Cemile Feyzan Şimşek'in "Mimarlık ve Medeniyet Bağlamında Sadettin Ökten'de İnsan-Mekân İlişkisi" başlıklı çalışmasıdır. Ökten'in mimarlık düşüncesi burada fenomenolojik mekân yaklaşımı ve mekânsal yabancılaşma tartışmalarıyla birlikte okunmaktadır. Modern mimarlığın teknik ve rasyonel hesaplamalara indirgenmesinin insan-mekân ilişkisinde bir kopuş yarattığı savunulmakta, bu kopuş geleneksel şehrin insan ölçeği, mahremiyet ve ahenk merkezli kurgusuyla karşılaştırılarak tartışılmaktadır. Ökten'in insan merkezli yaklaşımının çağdaş şehir krizleri karşısında ne tür bir kuramsal potansiyel taşıdığı sorusu ise açık bırakılmakta, böylece kitap bir cevapla değil bir soruyla kapanmaktadır.
Bölümler bağımsız çalışmalar olmakla birlikte aralarında güçlü bir kavramsal süreklilik bulunmaktadır. Bu sürekliliğin en görünür damarı, biçim ile değer arasındaki bağdır. Bir fincanın, bir apartman dairesinin, bir gökdelenin ya da bir sanat eserinin ardında daima onu mümkün kılan bir değerler dünyasının bulunduğu iddiası, birinci bölümden on beşinci bölüme kadar farklı ölçeklerde yeniden ortaya çıkmaktadır. İkinci damar ölçü ve sınır meselesinde toplanmaktadır; nispet, iktifa, edep ve müstağnilik kavramları hem estetik hem ahlaki bir sınır bilincini adlandırmaktadır. Üçüncü damar hafıza ve süreklilik meselesidir, mazi ile kurulan ilişkinin nostaljik bir özlem mi yoksa üretken bir zemin mi olduğu sorusu neredeyse bütün bölümlerin ortak sorunu olarak belirmektedir. Dördüncü damar mekândır; şehir, mahalle ve mesken, medeniyet tasavvurunun en somut sınandığı alanlar olarak öne çıkmaktadır. Beşinci damar ise dil ve estetiktir; bir düşüncenin sözcüklerde, imgelerde ve seslerde kazandığı biçim, o düşünceden ayrı düşünülememektedir.
Okuyucunun bölümler arasında kimi tekrarlarla karşılaşacağı belirtilmelidir. Medeniyet tasavvuru kavramı birden fazla yerde tanımlanmakta, aynı örnekler farklı disiplinlerin sözlüğünde yeniden ele alınmaktadır. Bu durum bir kusur olarak değil, çok sesli bir okumanın doğal sonucu olarak görülmelidir. Aynı kavramın sosyoloğun, coğrafyacının, dilbilimcinin ve filozofun elinde başka yüzler göstermesi, kavramın verimliliğinin işareti sayılmaktadır. Her bölüm kendi içinde bütünlüklü olduğundan okumaya istenen yerden başlanabilir. Bununla birlikte bölümleri birbirine bağlayan ortak damarların izini sürmek, kitabın bütününden alınacak verimi artıracaktır.
Bu kitap, Sadettin Ökten'in düşüncesi üzerine söylenecek son söz olma iddiası taşımamaktadır. Aksine, çağdaş Türk düşüncesinin yaşayan bir temsilcisi akademik incelemenin konusu hâline getirilerek yeni çalışmalara zemin hazırlanması umulmaktadır. Nitekim burada ele alınmayan ya da yalnızca dokunulan pek çok başlık bulunmaktadır. Ökten'in musiki anlayışı, tasavvufî kaynaklarla ilişkisi, eğitim ve gençlik üzerine söyledikleri, sözlü kültür üretimi ve kamusal görünürlüğünün sosyolojik anlamı bunların başında gelmektedir. Her biri müstakil çalışmaları hak etmekte olup elinizdeki kitap, bu çalışmalara bir davet olarak da okunabilir.
Bir hususun okuyucunun bilgisine sunulması gerekmektedir. Editörler olarak ikimiz de bu kitapta birer bölümle yer almaktayız. Söz konusu bölümler de diğerleriyle aynı değerlendirme sürecinden geçirilmiş, editörlük görevi kendi metinlerimize herhangi bir ayrıcalık tanınmamıştır.
Yazarların her biri kendi disiplininin ölçütlerine bağlı kalarak ve gerektiğinde eleştirel mesafeyi koruyarak katkıda bulunmuştur. Bu titizlik için kendilerine teşekkür ederiz. Kitabın hazırlanma sürecinde emeği geçen herkese, değerlendirmeleriyle metinleri güçlendiren meslektaşlarımıza ve yayın sürecini üstlenenlere şükranlarımızı sunarız. Düşünceyi bir bilgi yığını olarak değil bir hayat tarzı olarak sunduğu için, eserleri ve sohbetleriyle bu çalışmanın konusunu oluşturan Prof. Dr. Sadettin Ökten'e ise ayrıca minnettarız.
Kitabın basılmasına destek veren Ağrı Valiliği ve Ağrı Valisi Dr. Önder Bozkurt'a, Esenler Belediyesi ve Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu'ya şükranlarımızı sunarız.
Kitabın; medeniyet, şehir, sanat, kimlik ve dil meselelerine ilgi duyan okuyucular ve araştırmacılar için verimli bir başlangıç noktası oluşturmasını temenni ederiz.

Editörler
Prof. Dr. Mustafa AYDEMİR
Prof. Dr. Yusuf SÖYLEMEZ
Ağustos - 2026

ZİRAAT BANKASI
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 588,00    588,00   
2 305,76    611,52   
3 211,68    635,04   
İŞ BANKASI
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 588,00    588,00   
2 305,76    611,52   
3 211,68    635,04   
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat